Yeni bir kişilik tipi: Otrovert... Ne içe ne dışa dönük
Kalabalık ortamlarda huzursuz, toplumun yapmayı tercih ettiği eylemleri genellikle yapmayan, ancak birebir sohbetlerde parlayan, derin bağlar kurabilen, kendi yalnızlığı ve ritüellerinden güç alan biri misiniz?
OTROVERT KAVRAMI KİŞİLİK PROFİLLERİNE YENİ BİR BOYUT GETİRMEYE ADAY
Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin, dilin “canlı” olduğunu ve çevre, iklim, teknoloji, günlük hayat pratikleri, ilişki kurma biçimleri değiştikçe, dilin de dönüştüğünü, “otrovert” kavramının da değişen dünya düzeni ile yeni gerçeklikleri, ilişki kurma ve bağlanma biçimlerini tanımlayabilmek için doğduğunu söylüyor. Diyor ki: “Kaminski’nin otrovert kavramı, şu ana kadar kullanılan introvert (içe dönük), extravert (dışa dönük) yelpazesinde tanımlanan kişilik profillerine yeni bir boyut getirmeye aday.”
KİME OTROVERT DENİR
Kaminski’nin tanımına göre kime otrovert deniyor? Yanıtı şu: “Grup aidiyetine mesafeli, zaman zaman yalnızlığı tercih eden, zaman zaman da gayet derin bağlar kurabilen ve yakın ilişkiler sürdürebilen insanlar. Çoğunluğa uyum gösterme ihtiyacı ya da grup içi uzlaşıya uyum sağlama zorunluluğu hissetmiyorlar. Herkesle birlikte ve ortak hareket etme zorunluluğu, onlar için yorucu olabilir; bu kişiler bireysel çalışmalarda, kendi ritüellerinde veya bağımsız projelerde daha verimli, üretken ve huzurlu hissedebilirler. Özgün ve yenilikçi fikirler üretme potansiyelleri yüksek olabilir.”
Öyleyse sanırım ben de bir “otrovert”im. Futbol, basketbol gibi grup sporları değil de tenis, yüzme gibi bireysel sporları tercih ediyorum. Grup etkinlikleri ve sosyal dramalardan uzak durmayı bunun yerine, bire bir arkadaşlıklarla derin bağlar kurmayı seçiyorum. Kalabalıklardan sonra yalnız kalma ihtiyacı hissediyor, kendi başıma iyi vakit geçirebiliyorum. Yardımsever ve empati sahibiyim ancak bunu sosyal medyada beğeni almak gibi bir kazançla değil, içtenlikle yapıyorum.
Dr. Altekin’in yorumu ise şu: “Bu açıdan baktığımızda, özellikle liyakat, hak, hukuk, adalet, bilim ve sanattan, nezaket ve zarafetten uzak bir toplumsal gerçekliğin hüküm sürdüğü günümüz koşullarında bir ortama aidiyet hissetmemek, hissedememek, ama yine de ayakta kalabilmek, az sayıda insanla samimi, yakın, sıcak ve derin bağlar kurabilmek, iyi bildiği şeyleri iyi yapabilmek, çalışabilmek ve üretebilmek devrimsel bir değerde bence...”